KEŞKE

14/05/2018

Gönül isterdi ki bu maç şampiyonluk maçımız olsun.

Fenerbahçe taraftarı Karabük deplasmanına bilet bulabilmek için birbirini yesin, yönetim daha fazla taraftarımızın maçı seyredebilmesi için diplomasi yürütsün, TEM otoyolu sarı-laciverte boyansın, Bolu Dağı’ndaki lokantalar Fenerbahçe’lilerle dolsun taşsın..

Keşke olsaydı.

Ama olmadı maalesef.

Bir mucizenin peşinden koşmaya devam edebilmek için, küme düşmesi aylar öncesinden kesinleşmiş bir takıma karşı garip bir maç oynamak durumunda kaldık.

 

Maç öncesi gündemde en çok konuşulan konu ”Aykut Hoca bu maça da Jozef-Topal ikilisi ile çıkar mı?”, ”Valbuena’yı yine yedek oturtur mu? ” sorularıydı. Artık bu saatten sonra bunun fazla önemi olduğunu düşünmüyorum. Hocanın belli bir futbol düşüncesi var. Bu düşüncesinden de kolay kolay vazgeçmiyor. Valbuena konusunda da ”maçı başladığın 11 kadar bitirdiğin 11 de önemli” diye bir demeci var. Yani Valbuena’yı sonradan oyuna aldığında daha çok verim aldığını düşünüyor. Ben katılmıyorum kendisine. Bir çok maçta olduğu gibi ilk yarıları çöpe atacağımıza rakibi daha erken çözmeyi tercih ederdim ama biliyoruz ki hocanın ”oyun disiplini” , ”yardımlaşma”,”takım bütünlüğü” gibi öncelikleri var.

 

Bu önceliklerden oyun disiplini bugün ikinci yarının bir bölümünde üstüste kaçırdığımız  gollerin dışında ön plana çıktı. Zordur aslında bu tip maçlara konsantre olmak ama ciddi oynadık hakikaten. Tabii ki fazla ölçü olamaz  Karabük karşılaşması fakat yine de saha içi ciddiyetimiz bugün en çok göze batan faktördü. Arkasından da attığımız güzel goller dikkat çekti tabii, özellikle de Fernandao ve Aatıf’ın jeneriklik golleri.

 

Diğer dikkat çeken pozitif noktalar Hasan Ali’nin son haftalarda yükselen grafiğini ve artan özgüvenini asistlerle süslemeye devam etmesi, Jozef’in bıkmadan usanmadan top kapmaya aynı hırsla devam etmesi, Soldado’nun Fernandao ile beraber çift santrafor oynarken pas trafiğine daha fazla girip,oyun kalitesini artırması ve genel olarak iyi oynayanıyla kötü oynayanıyla takımın iyiniyeti.

 

Kötü oynayanlar derken son haftalarda düşen performansıyla Giuliano maalesef biraz göze batmaya başladı. Hepimiz eleştiriyoruz onun performansını ama unutmayalım ki bu adam Rusya Ligi’nden geldi. Rusya Ligi farklı bir takvime sahip. Muhtemelen sezonu diğer oyuncularımıza göre çok erken açtı . Bizde artık devre araları çok kısa, dolayısıyla uzun zamandır bir tatil yapamadı, dinlenemedi, muhtemelen de artık gücünün yavaş yavaş sonlarına doğru geldi. Umarım yaz tatilinde kendini sıfırlar ve Kasım-Aralık aylarında seyrettiğimiz Giuliano olarak geri döner. Seneye tekrar kiralar mıyız, ya da bonservisini almayı düşünür müyüz bilemiyorum ama Janssen de sakatlığı sonrası hamlığını bir türlü atamamış gözüküyor. Eğer kalacaksa o da tam anlamıyla ”fit” olarak geri dönmeli.

 

Tabii gelecek sezondan konuşmaya başlamadan evvel önce bu sezonu bir şekilde bitirmemiz lazım. Bu sezona maalesef kendi sahamızda kaybettiğimiz puanlar damga vurdu ve Fenerbahçe taraftarı da şampiyonluğun kaçmasında en önemli faktörlerden biri olarak gösterildi. Ben ki senelerdir yazılarımda”tribün” konusunu ilk sırada işleyen biri olarak , bu düşünceye tam olarak katılamıyorum. Kaçan şampiyonluğun ihalesini taraftara çıkartmak yerine , hep en zor zamanlarda takımının yanında olmasına alıştığımız Fenerbahçe taraftarı neden tribünden kopmuş ona bakmak lazım. Taraftarı suçlayacağımıza , ”nasıl oldu da Fenerbahçe’liler tarihinde olmadığı kadar küskün ve yılgın hale geldi?” diye biraz özeleştiri yapmamız gerekiyor.

 

Bu tabii tribünlerdeki negatif durumun Fenerbahçe özelindeki hali. Bir de Türkiye’deki genel ruh hali var tribünlere yansıyan. Bakın bugün hiç bir iddaası olmayan Karabük, son derece efendi bir adam olan Ergin Keleş’i ıslıklayıp protesto ettiler. Sanki düştükleri durumun tek sorumlusuymuşçasına onu günah keçisi ilan ettiler kaçırdığı gol sonrasında . Bakın bu aslında her kulüpte var. Daha geçen hafta Beşiktaş taraftarı Vagner Love’ı ıslıkladı. Galatasaray taraftarı geçtiğimiz sezonlarda alınan bir çok kupada büyük katkısı olan kaptanları Selçuk İnan’ı defalarca ıslıklamadı mı işler kötü gittiğinde? Bu durumun takımlarla bir alakası yok. Bu maalesef Türkiye’de yerleşen genel tahammülsüzlüğün , linç kültürünün , ”düşene bir tekme de sen vur” yaklaşımının ,toplumca ”sevgisizleşmemizin” tribünlere yansıması. Keşke olmasa.

Keşke kimse sahadaki oyuncusunu ıslıklayıp bitirmeye kalkışmasa.

Eski komşuluklar kalmadıysa,mahalle kültürü yokolduysa, insanlar bizden-sizden diye ayrıştılarsa, sevgi değil öfke artık baskın çıkıyorsa, bu ıslıkların olması da kaçınılmaz

Keşke tribünler eskisi gibi ”karşılıksız sevginin” hüküm sürdüğü bir yer olsa.

Eskisi gibi statları daha çok kalbi takım aşkıyla çarpanlar doldursa.

Keşke…

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: alp.eralp@abcspor.com

twitter: @alperalp72

YORUMLAR