HÜZÜN GERİ GELDİ

16/02/2019          

HÜZÜN GERİ GELDİ

Geçen sezon Başakşehir deplasmanında en iyi oyununu oynamıştı Fenerbahçe.

Önde basarak rakibini bozmuş, çıkarken sürekli top kaptırmalarını sağlamıştı. Kazanılan toplarla da ciddi pozisyonlar yakalamış, attığı gollerle çok net bir galibiyet almıştı. O maçta Fenerbahçe’nin başında olan Aykut Hoca bugün Fenerbahçe’ye karşı aynı taktikle oyuna başladı. Önde bastı. Fenerbahçe’nin rahat çıkmasını engelledi.Böylelikle sarı lacivertliler Konyaspor’u hiç eksik yakalayamadı. Rakip defans Fenerbahçe hızlı çıkamayınca hep iyi yerleşme imkanı buldu.

 

İşin enteresan tarafı Konyaspor 10 kişi kaldıktan sonra belki öndeki presi azaldı ama yine iyi kapandılar. Çok iyi yardımlaştılar. Hiç boş alan bırakmadılar. Fenerbahçe’nin yaptığı bol yan pas ve fazla dikine olmayan oyunu, pas trafiğini de bir türlü hızlandıramamaları rakibin ekmeğine yağ sürdü. Bol pozisyon yakalayamadık maalesef. Yaklaşık 60 dakika 10 kişi ile oynayan Konyaspor’a karşı ne olursa olsun daha fazla şans bulmamız gerekirdi.

 

Bakın daha 24 saat önce Malatyaspor – Beşiktaş maçı oynandı. Konya takımı gibi sahaya çok iyi yayılan Malatya da 10 kişi oynadı uzun süre ancak Beşiktaş çuval dolusu pozisyona girdi. İtiraf edelim oyun zenginliği açısından arada ciddi fark vardı. Peki bu fark neden kaynaklanıyordu? Öncelikle Beşiktaş ardarda sağdan sola, soldan sağa yan paslarla vakit kaybetmedi.Olabildiğince dikine oynadı. Hem kanatlardan hem de ortadan verkaçlarla rakibi bunalttı.Yakaladığı boşluklarda driplingle alan katettiler. Biz ise bir taraftan Valbuena, diğer taraftan Dirar’ın ortalarına bel bağladık sadece. Başka bir oyun planımız yoktu. Valbuena çok daha fazla orta yaptı ve bu ortaların çoğu taç çizgisine yakın, uzak mesafeden yapılan, verimsiz ortalardı. Maç neredeyse bir orta-kafa oyununa döndü. Bu ortaları yaparken de rakibin dengesini bozacak şekilde hemen hemen hiç çizgiye inemedik maalesef. Jailson’un golünde olduğu gibi orta saha oyuncularımız ceza alanı koşularını da yeterince yapmadılar. Dolayısıyla ”önlem alınması kolay” bir takım haline geldik.

 

Bireysel oyuncu performanslarından biraz sözetmek gerekirse, son maçta Skrtel-Sadık için birbirini iyi tamamlayan bir ikiliye kavuştuk demiştim. Dilimi eşek arısı soksaydı da demeseydim. Yediğimiz golde her ikisi de hiç iyi bir görüntü vermedi maalesef. Hasan Ali de çok eleştirildiği ”titrek” dönemlerinden kalma bir performans koydu ortaya. Zayc için henüz erken, bir kaç maç daha görmek lazım. Bir çok oyuncuyu ilk maçlarında göklere çıkardık,sonradan gönderebilmek için göbeğimiz çatladı. Bazı oyunculara da en başta burun kıvırdık ama sonradan efsane oldular. O yüzden aceleci olmayalım. Genç oyuncu, top tekniği belli ki üst düzey. Alışması için vakit verelim ondan sonra değerlendirelim. Hatta Moses için bile biraz daha beklemek lazım. Ligin ilk yarısını oynamadan geçirmiş olmanın pasını tam olarak atmak için onun da 1-2 haftaya daha ihtiyacı var.

 

Tabii bireysel oyuncu performansı demişken Slimani’yi konuşmadan olmaz. Slimani maalesef kötü oynamakla kalmıyor, tüm takımın ve tribünlerin enerjisini alıyor. Belki de Fenerbahçe’nin ataklarını en fazla kesen oyuncu, sürekli düştüğü ofsaytlarla ve yaptığı abuk subuk faullerle. Fizikli bir santrafor olarak yaptığı berbat kafa vuruşlarını hiç söylemiyorum bile, sanki top kafasına yanlışlıkla çarpıyor her defasında. Tüm bunlar saha içinde takım arkadaşlarının da moralini bozuyor , bir yerden sonra gardları düşüyor Fenerbahçe’li futbolcuların. Eğer Ersun Hoca onu sonlarda oyundan alsaydı şiddetli biçimde yuhalanırdı, bunun olmasını istememesi anlaşılabilir hocanın ama devre arasında değiştirebilirdi Slimani’yi. Ancak Ersun Hoca da maalesef sadece Slimani konusunda değil diğer oyuncu seçimlerinde ve yaptığı değişikliklerde de henüz formunu bulmuş değil. Hocanın şu ana kadarki performansı da vasat gibi gözüküyor.

 

Hakem Fırat Aydınus ta vasat olanlardan bir başkasıydı bu akşam. Pozisyonları maçtan eve geldikten sonra dikkatle izledim. Skrtel’e kırmızı göstermesi gerekirmiş, Jailson’a yapılan harekete de penaltı vermeliymiş. Bu iki kararda bence ciddi hatası var. Sadık’a yapılan harekete verilen kırmızıda ise haklıydı diye düşünüyorum. İnsanlar Mehmet Ekici’ye bir kaç maçtır yapılan çok daha sert basmalara kırmızı gösterilmeyince alıştılar. Antalya, Bursa ve Kayseri maçlarında atlanan kırmızılar bundan çok daha netti. Onlara gösterilmeyince herkes Jahoviç’e de gösterilmez diye bekledi. Halbuki Jahoviç istese ayağını çekebilirdi. Çekmeyince de haklı olarak kırmızıyı yedi. Burada esas soru neden Jahoviç’in kırmızı gördüğü değil, diğer maçlarda neden kırmızı kartların çıkmadığı olmalı.

 

Ancak bizim şu anda kırmızı kartları konuşmaktan çok daha önemli sorunlarımız var. Bir türlü alt kısımdan kurtulamadık. 10 kişiye karşı kendi evimizde kazanamayınca ”hüzün” Kadiköy’e de geri gelmiş oldu. Şimdi önümüzdeki 3 maçtan ikisi rakip sahada güçlü Beşiktaş ve Başakşehir’e karşı. O maçlar çok daha farklı olacaktır. Bu kez rakiplerimiz oyuna hükmetmeye çalışacak ve biz reaksiyon göstereceğiz. Umarım da doğru reaksiyonu gösteririz, çünkü artık ligin boyu kısalıyor ve son bölüme stressiz girmek istiyorsak kolay maç zor maç demeden puanları toplamamız gerekiyor. 40.000’er kişi her maça gelen taraftar bundan daha iyisini hakediyor.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: alp.eralp@abcspor.com

twitter: @alperalp72

YORUMLAR