HANDE SARIOĞLU İLE DOBRA DOBRA

08/06/2018          

HANDE SARIOĞLU RÖPORTAJI

Tivibuspor ‘un başarılı spikeri sevgili Hande Sarıoğlu ile birlikte geçtiğimiz günlerde çok keyifli bir röportaja imza attık. Kariyerini, hedeflerini ve nelere imza atmak istediğini konuştuğumuz bu sohbetimize gelin yakından bakalım:

 

Yoğun temponuzda röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Sohbetimize sizinle başlamak isterim. Hande Sarıoğlu kimdir?

Rica ederim. 19.09.1988 Düzce Akçakoca doğumluyum. Tüm çocukluğum üniversite için İstanbul’a gelene kadar Akçakoca’da geçti. Üniversiteyi okumak için İstanbul’a geldim ve Kültür Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudum.

Tercihiniz bilinçli miydi; maalesef günümüzde gençlerimiz hayallerini kurdukları okullara gitme şansı bulamıyor. Siz isteyerek ve de o zamanlardan spikerlik mesleğini düşünerek mi edebiyat okumayı istemiştiniz?

Öncelikle çok bilinçli bir tercihti bu bölümü okumak. Çok isteyerek okudum. Zaten spikerliğin de bir okulu olmadığı içinde bir üniversite okumam gerekiyordu. Akçakoca’da yaşadığım için ve spikerlik yapabilmek için de İstanbul’u tercih ettim.  Üniversite tercihimde öncelikli olarak şehir önemliydi. O yüzden de İstanbul Kültür Üniversitesini ve bu bölümü tercih etmiştim, 4 senenin sonunda mezun oldum.

Üniversite eğitiminiz bitiyor ve aslında biz sizi öncelikle spiker olarak değil de; bir oyuncu olarak görüyoruz ekranlarda.

Ben üniversiteden mezun olduktan sonra spikerlik ve sunuculuk yolunda bir yerlere başlamak istiyordum ancak üniversitenin ikinci sınıfındayken benim Mimar Sinan Üniversitesinde Yönetmenlik okuyan arkadaşımın kısa film çekmesi gerekiyordu dersi için. Bana kısa filminde oynamam için ricada bulundu. Bende aslında oyunculukla ilgili bir isteğim ya da bununla ilgili bir kariyer yapmak istememe rağmen o teklifi kabul ettim.

Ve bu kısa filmsizin hayatınızın en önemli dönüm noktalarından birini oluşturuyor. Bu süreci bizlere daha detaylı anlatır mısınız?

Aynen öyle. Yıl 2010 ve Türkiye’de diziler anlamında çok önemli işler yapılıyor. Benim arkadaşım Selin’de Aşk-ı Memnu dizisinin yönetmeni Hilal Saral’ın asistanlığını yapıyordu aynı zamanda. Biz kısa filmi çekerken de Levent Ülgen’le başrol oynamıştım. Çok deneyimli hocalarla, öğretim görevlileriyle bu filmde rol aldım. Bu işin altından da kalktım. Arkadaşım Selin teknik açından Hilal Saral’a kısa filmin olup olmadığını sorarken Hilal Saral’da filmi izledikten sonra beni görünce “Çok beğendim gelsin ekran yüzünü görmek istiyorum’’ diyor ve Selin bana ulaşarak bu süreci anlatıyor. Benim de piyasayla ilgili uzaktan yakından ilgim yok. (Gülüyor) Ben Aşk-ı Memnu dizisinin çekildiği yalıya gittim, dizinin son bölümleri çekiliyordu. Ekran yüzümü görmek içinde bana uygun rol çıkardılar ve Nihal ile Behlül’ün düğün organizatörü olarak Aşk-ı Memnu ‘nun son 3 bölümünde rol aldım. (Gülüyor)

Diziden sonra geri dönüşler nasıl oldu?

Çok dikkat çekmeye başladım, çok fazla konuşulmaya başladım. Ekşi sözlükte çok fazla konuşulan kişi oldum  ve buradaki yorumların dikkate alındığını da bu süreçle öğrendim. Ben son 3 bölümün ilk bölümünde oynadıktan sonra sete gittiğimde, Hazal Kaya “Düğün organizasyonundaki kız kim?” diye sormaya başlamıştı. Aşk-ı Memnu dizisi çok popüler olduğu için sokaktan geçsen, o ışıkta varsa fark edilebilirsin. Benim de hakikatten böyle şansım oldu.

Dizisi sonrasında oyunculuk ağır basmaya başladı mı?

Hilal hocayla bu süreci konuşmaya başladık açıkçası. Bana Hilal hoca “Sen yıldızı olan, ışığı olan, buradan ekmek yiyecek birisin’’ dedi. Oyunculuk yapmak isteyip istemediğimi sordu. Bu dizi bittikten sonra Fatmagül’ün Suçu Ne? dizisine başlayacağını ve beni de orada oynatacağını söyledi.

Böylece bana bir kapı açıldı; bence hayat tercihlerden ibarettir. Hilal hoca bana dizi bittikten sonra birçok yerden teklif alacağımı söyledi, “Herkesle irtibata geç ama teklifleri kabul etme, çünkü benim kendisine sözüm var ben onunla devam edeceğim” dersin dedi. Aynen de dediği gibi oldu. (Gülüyor)

Oyunculukta da başarılı bir isimdiniz ama spikerlik daha ağır bastı gibi. Ve anladığımıza göre de bunu çocukluğunuzdan itibaren eğitiminizi, yaşantınızı bu şekilde planladınız.

Benim hep hayalim spikerlik ve sunuculuk olduğu için çocukluktan itibaren kendi yaşıtlarımı toplar program yapardım. Şarkı yarışmasından, güzellik yarışmasına kadar program yapardım. Yapımcısı, yönetmeni, sunucusu her şeyi bendim. (Gülüyor) Okul hayatım boyunca da bütün okulumdaki sunuculukları ben yaptım. Zaten ben kendimi yetiştirdim. Topluluk önüne çıkıp konuşma, rahat şekilde iletişime geçebilme konularıyla ilgili zaten bir problemim yoktu. Girişken bir çocuktum.

 

Sunuculukla ilgili profesyonel anlamda ilk deneyiminizi nerede yaşadınız?

Çarkıfelek’le birlikte başladım diyebilirim. Süreçte çok enteresandır. Doğan TV Center’a gittim görüşmek için. İçerisi o kadar dolu ki bütün Best Modeller orada. O kadar farklıyım ki onların yanında. Onların fiziğine, duruşuna göre ben bambaşkayım. İçeriye girdim, kendimi tanıttım ve hiçbir deneyimim olmadığını söyledim. Benden tobleron yürüyüşü yapmamı istediler. Bende kendilerine “Ben tobleron için gelmedim, ben Anadolu bağlantıları sunuculuğu için geldim” dedim. Neden tobleron istemediği mi de söyleyeyim. Çünkü tobleron konu mankenliğidir. Ben Mehmet Ali Erbil’e şunları söylemiştim: “Stüdyoda zaten sunucu sizsiniz, bende Anadolu’ya gidip oranın sunucusu olmak istiyorum, çünkü bu benim ilk sunuculuk deneyimim olacak ve kendimi geliştirmek adına büyük bir deneyim.’’

Bu kadar çömez olup böyle bir cevabı da açıkçası beklemediler. Ve ben orada aldım işi. Ben bir hafta sonra Denizli’deydim. (Gülüyor) Benim için müthiş bir deneyimdi. Haftanın beş günü canlı yayınla Anadolu’da dolaşıyordum.

Hem oyunculuk deneyimini yaşadınız hem de spikerlik deneyimini. İkisi arasında kesin olarak “Ben spikerlik yapacağım’’ fikrini kendinize ve çevrenize ne zaman söylediniz?

Beni Adıyaman’dayken Hilal Saral aradı. ‘’Her şeyini topla biz Çeşme’de çekimlere başlıyoruz hadi geliyorsun’’ dedi. Ben orada milletvekili kızını oynayacaktım. Ben de Hilal Saral’a ‘’Ben Adıyaman’dayım Çarkıfelek çekiyorum’’ dedim. Bana sordu ‘’Sen sunuculuk mu yapmak istiyorsun yoksa oyunculuk mu?’’ dedi.  ‘’Ben sunuculuk yapmak istiyorum’’ dedim. Kendisi de bana ‘’Bu senin yolun, bu senin tercihin yolun açık olsun’’ dedi. Benim için ağır basan spikerlik ve sunuculuk tam olarak ön plana çıkmıştı.

Çarkıfelek’ten sonra neler yaptınız?

Yine Star TV’de Ümit Erdim ile birlikte ‘’Pasaport’’ yarışmasını yaptık. Daha sonra Fox TV’de “Kaç Para Kaç” çektim. TV 8’de ‘’Böyle Çok Daha Güzelsin’’ programını yaptık. Ben kısaca her sezon bir program yaptım.

İşinizi yaparken tercihleriniz var mı? 

Sunuculukta her zaman hep istediğim şeyleri tercih ettim. Hayatta hiçbir zaman magazin programı yapmadım çünkü hiç istemedim. Ben prompter okuyucusu ya da prompter okuyuculuğu da istemiyorum. Ben doğaçlamayı seviyorum. Moderatörlük yapmak, kişileri idare etmek ya da her şeye hakim olup kendi cümlelerimle konuşabilmek. Ben bunu seviyorum. Programın içeriğiyle alakalı sadece bana akış verilir ben maçın içerikleriyle alakalı tüm konuşmaları kendi cümlelerimle izleyicilere aktarırım. Bu benim hem takibimle hem de doluluğumla alakalı. Biz promterla çalışmıyoruz. Buda benim için çok büyük avantajdır. Bu kadar ekran önündeki yarışma sunuculuklarım sonrasında 2010 yılında başladığım bu serüvenimde yıl 2018 oldu ve ben 2017 Ağustos ayından bu yana Tivibuspor’dayım.

Yarışma sunuculuğundan spora geçmek. Bambaşka bir serüvendesiniz. Bu süreci hiç kuşku yok ki bir başka dönüm noktası olarak kabul edebiliriz. Tivibuspor’la yolunuz nasıl kesişti? Bizlere bu süreci anlatır mısınız?

Kesinlikle çok kritik bir virajdı. Tivibuspor Türk Telekom bünyesinde. Çok büyük bir şirket olduğu için Türk Telekom bünyesinde birçok sunuculuk görevinde bulundum.  Beni sahne ya da aktüel birçok işte izledikleri ve enerjimi, insan ilişkilerimi ve sunumumu beğendikleri için ’ neden  ekranımızda da olmasın’’ demişler. Ne kadar sporla ilgili olduğumu ve takip ettiğimi sohbetlerimizden de keşfetmişlerdi.  Benim geçmişim yarışma programı sunuculuğum olduğu için spor bambaşka bir mecra. Ekrana güzel bir kız koyup, promptera bir şeyler yazdığınızda onu okutabilirsiniz ancak sporun içinde olup sporu konuşmak bambaşka bir şey.

Teklifi nasıl kabul ettiniz?

Ben yapamayacağım işte taşın altına elini koymam, girmem o topa. Kendimden emin bir şekilde ilerlemek isterim. Sevgili Özgür Buzbaş ile ilk konuştuğumda kendisi bana “Yeni sezon fotoğraf çekimi olduğunu ve hemen  hazır bir şekilde gelmemi’’ söyledi. Fotoğraf çekimindeki konsept hepimizin kocaman bir orkestra ekibi uyumunu göstermekti. Ve biz kız spikerler olarak; zaten iki kızız, aldık elimize kemanları ve böylelikle Tivibuspor ailesinin bir üyesi olma serüvenim başlamış oldu.

Artık bir spor kanalındaydınız, bu yeni atmosferle birlikte nasıl değişiklikler oldu?

Yaklaşık bir yıl bütün günüm kanalda geçti diyebilirim. Daha ekran önüne çıkmadığım zamanlardı ve herkesi takip ediyordum. Çünkü burada bir spor jargonu var. Spor beyni var, spor zekası var. Bu bir insanda ya vardır ya da yoktur. Ortası yoktur. Varsa geliştirebilirsin yoksa o sonradan olmaz. Ben kendimde açıkçası bunu da keşfetmeye çıktım. Gerçekten çok çalıştım. Bana müdürüm Özgür Buzbaş’ın ilk verdiği iş Portekiz Ligi’ydi. Portekiz Ligi’yle ilgili rapor hazırlamamı istedi.. Daha ikinci haftamdı. Benim tek deneyimim kamera deneyimi, ekran önünde rahat olmamdı. Ancak bilmediğim bir şey için ekran önüne geçersem bu beni korkutur. Ben bütün gece sabah 4’te kadar hatmettim Portekiz Ligi’ni. Çok kısa zamanda çok büyük yol kat ettim ve güvenim arttıkça bana gelen işler daha iyi programlar oldu. Bu yolda yapabileceğimi ve kariyer açısından da bu yolda ilerleyeceğimi gördüm ve bu şekilde başlangıç yaptım. Kalbimde her zaman spor spikerliği vardı benim. Ancak nereden başlamam gerektiğini bilmiyordum, bunu da bu kanal sayesinde keşfettim. Tivibuspor ‘da gayet mutlu, mesut bir şekilde devam ediyorum. Bana ne görev verilirse bu şekilde üstesinden kalkmaya çalışıyorum.

Başka bir kanal olarak sormuyorum ancak ileriye dönük hayalleriniz neler? Aynı zamanda öğretmenlik görevinizde var.

Ben duran bir insan değilim, hiperaktif bir insanım, bir şeyle de yetinemiyorum. Sürekli kendime kattıkça besleniyorum. Tivibuspora başladığım yılın Eylül ayında Düzce Üniversitesinde formasyon eğitimine başladım. Ben her hafta formasyon eğitimi için Düzce’ye gidip geldim. Düzce Cumhuriyet Anadolu Lisesi’nde öğretmenlik de yaptım aynı zamanda.

Peki öğretmenlik mi yoksa spikerlik mi diye sorsam?

Her ikisini de yapacağım. İnsan tek bir şeyi yapmak zorunda değil. Eğer yapabiliyorsanız ve yetebiliyorsanız yapabilirsiniz her şeyi  bunu öğrencilerime de söylüyorum. Ben aslında öğrencilerime her iki mesleği de yapabilirsinizi gösterdim. Onlar için örnek olmakta benim için çok önemli.

Genel olarak baktığınız zaman ileriye dönük hedefleriniz neler?

Bizim işimizin içerisinde Avrupa Ligi çok önemli, Avrupa’daki takımlar çok önemli. Bu takımların maçlarında oradaki insanlarla iletişim kurabilmek için sadece futbol anlamında değil diğer branşlarda işin içine katarsak o iletişimin devamını sağlamak adına “dil çok” önemli. Dil açısından yetersizim. Şu anki hedefim İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca vs vs. Kaç tane kendime dil katabilirsem dil için çalışacağım. Spikerliğe devam ederken dışarıda kesinlikle dil eğitimi alacağım. Öncelikli olarak İngilizceyi mükemmel şekilde konuşabilmek istiyorum.

Yurt dışında bir kanalda çalışmak gibi bir hayaliniz var mı?

Yurt dışıyla alakalı benim hiçbir hayalim olmadı. Ben şu ana kadar yurt dışına hiç çıkmadım, Türkiye’yi iki kere turladım. Ancak yurt dışıyla alakalı hiçbir hayalim olmadı. Eğer hayalim olsaydı zaten beni tutamazdınız.

Sektörde artık birçok kadın spiker var. Örnek aldığınız spiker veya spikerler var mı Farklılık açısından değerlendirdiğinizde neler söylersiniz?

Açıkçası yok. Kimseyi örnek almak değil de ben örnek olmak isterim. Örnek olarak değil de aslında çevremdeki arkadaşlarıma baktığım zaman mesela çalışma arkadaşım Sinem Ökten’den çok şey öğrendim. Sinem’in moderatörlüğü o kadar iyidir ki her şeyi çözmüştür artık. Bizden beİN Sports’a giden Seyhan Şaşko’da çok iyidir. Onunda bilgisini görüyorum ve bu konularda dolu dolu birisi. Bu iki ismi beğeniyorum.

Galatasaraylısınız bunu da saklamıyorsunuz. Galatasaray bir aşksa bu aşkı nasıl tanımlarsınız?

Ben babasının aşkını ve abisinin aşkını tutuyorum.  (Gülüyor) Galatasaray ailesinin içerisinde büyüdüm ve Galatasaraylıyım. Annemin ailesi Fenerbahçeliyken benim annem ailenin tek Galatasaraylısı. Galatasaraylı bir adama gelin gitti bunun akabinde bende çok koyu bir Galatasaraylı ailenin içinde büyüdüm ve büyüyorum.

Spiker olduktan sonra taraftarlık ister istemez bir şekilde törpüleniyor. Öncesi ve sonrası olarak bakarsanız nasıl değerlendirirsiniz?

Bir spor kanalında program yapıyorsanız taraftarlık artık arka plana geçmek zorunda ayrıca bu işi yapıyorsanız evriliyorsunuz. Galatasaray’ın başarılarının olduğu yerde diğer takımların özellikle Avrupa’daki başarıları çok önemli. Bizim Türk insanında o taraftarlıkla, o fanatizmle rakiplerinin Avrupa’da başarılı olmasını istemiyor. Bu gerçekten korkunç bir şey. Sporun içerisinde olunca bunu gerçekten çok iyi anlıyoruz. Biz bu sezon Beşiktaş ile çok iç içe olduk. Beşiktaş’ın bu sezon şampiyonlar liginde göstermiş olduğu performansla birlikte gurur duyduk.

Galatasaraylılığınız birçok yerde denklere ediyorsunuz. Özellikle sosyal medyadan negatif veya pozitif olarak geri dönüşler nasıl oluyor size karşı?

Öncelikle bununla ilgili bana negatif geri dönüşler olmamalı. Özellikle sosyal medyada insanlar birbirini linç etmeye çalışıyor. Sarf etmedikleri kötü, çirkin laf kalmıyor. Galatasaraylı olmak, Fenerbahçeli olmak, Beşiktaşlı olmak kötü bir şey mi ki negatif yorumlar yapılıyor. Bu kız Galatasaraylı diye tepki görmüyorum görmemeliyim de kimse görmemeli. Ben eğer Beşiktaş’la ilgili ve Fenerbahçe’yle ilgili fanatizimlilik yaparak bir şeyler söylersem eleştirilebilirim. Taraftarlığın saklanacak bir yanı yok. Ben kötü bir şey mi yapıyorum Galatasaray’ı tutarak? Bu konuda kimse beni eleştiremez ve kimseye de bu fırsatı vermem. Spor tüm vatandaşları tüm ülkeyi, tüm dünyayı birleştiren bir olgudur.  Buna bu açıdan bakmak lazım.

Lige dönelim. Bu sezon son haftada şampiyon belli oldu. Diğer Avrupa liglerinde çok önceden belliyken bu sene bizde yarış kıran kırana geçti. Neler söylersiniz bu sezonla ilgili?

Hiçbir Avrupa liginde olmayan bir heyecan yaşadık. Son maça kalan bir heyecandı. Bu yarıştan da Galatasaray 21. Şampiyonluğuna ulaştı.

Fatih Terim’le birlikte gelen bu şampiyonluk hakikatten çok özel bir şampiyonluk. Fatih Terim için neler söylersiniz?

Fatih Hoca A milli takımın başındayken çok talihsiz olaylar yaşadı. Bunun akabinde de çok eleştiriler aldı. Ne yaşadığını asla kimse tam anlamıyla bilemez. Çünkü orada farklı durumlar var. Oyuncularla yaşadıkları vs vs. Bizlere yansıyan bir taraf var ancak hiçbir zamanda neyin gerçek olduğunu bilmediğimiz bir tarafı da var. O yüzden ben çok fazla sert eleştirilere, insanı değersizleştiren eleştirilere son derece karşıyım. Bir insan bu kadar linç edilmemeliydi. Bizim medyamız bu işleri maalesef seviyor. Böyle bir durumdayken, bu kadar kötü şeyler yaşamışken tekrar Galatasaray’la adının anılmasının nedeni Igor Tudor başarısızlığıydı. Eğer Tudor deplasmanlarda bu kadar fazla mağlubiyet yaşamamış olsaydı sezon sonuna kadar Tudor’la devam edilirdi. Bu noktada kurtarıcı arıyorsak Galatasaray tarihindeki imparator dediğimiz kişi ancak kurtarırdı ve kurtardı. Fatih Terim dışında kim gelseydi Galatasaray’ı şampiyon yapamazdı. Galatasaray kulübü çok doğru yerde çok doğru hamle yaptı ve bununla birlikte Galatasaray 21. Şampiyonluğuna 4. Fatih Terim dönemi  ile birlikte ulaştı. Fatih hoca da Galatasaray’la birlikte 7. Şampiyonluğuna ulaştı bu müthiş kariyer.

Nerede Kalmıştık mottosuyla gelen Fatih Terim sezonun sonrasında UEFA Şampiyonlar Ligi resmi internet sitesini etiketleyerek ‘’Tık Tık: Bakın Kim Geldi’’ diyerek çok zekice, taraftarları da gülümsetecek bir oluşuma imza atarak şampiyonlar ligine geri dönüşün ilanını da yapmış oldu.

 

 

 

Avrupa futbolunu da yakından takip ediyorsunuz. Avrupa’da tuttuğunuz bir takım var mı?

Salzburg. (Gülüyor) Bayılıyorum Salzburg’a. Bu sezon Avrupa Ligindeki maçlarının tüm özet görüntüleri, programları bana aitti; o yüzden de hepsiyle çok fazla ilgilendim. Bu sezon Salzburg adeta destan yazdı. Tarzını çok sevdim, mücadelesini ve mücadele edişini gerçekten çok sevdim. Muhteşem bir performans göstererek zaten yarı finale kadar geldiler. Yarı finalde de Marsilya’ya bence hakemin hatasıyla elendiler. Eğer ki finalde At. Madrid’in karşısında Salzburg olsaydı Madrid’i çok daha zorlardı ve belki de Salzburg kupayı alabilirdi.

Roma’yı da çok sevdiğinizi biliyorum. Özel bir parantez açarsak neler söylersiniz?

Cengiz Ünder’den dolayı çok seviyorum Roma’yı da. Cengiz Ünder’in başarılı olması için adeta ölüyorum diyebilirim. Onun duruşuna, ilerleyişine, kendini keşfetmesine inanın bayılıyorum. Çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Bilinçli bir çocuk. Önceden dil ile ilgili sıkıntıları vardı. Kendisini dil konusunda geliştirdikten sonra hocasıyla iletişime geçti. İlk on birde forma kapmaya başladı ve kendisini göstererek buralara kadar geldi. Futbolcularımızın Avrupa’da başarılı olmasını çok istiyorum. Bugün Hakan Çalhanoğlu’nun Milan’da başarılı olmasından da gurur duyuyorum.

Şampiyonlar Ligi’yle devam etmek istiyorum. Real Madrid üst üste 3 kez toplamda 13 kez bu kupayı müzesine götürmeyi başardı. Son 5 sezonda da 4 kez bu kupayı kazanarak son yılların en büyük rekorunu eline geçirdi. Bu başarı hikayesi için neler söylersiniz?

Avrupa’nın bir numaralı kupasında 3 kez üst üste final oynuyorsun ve kazanıyorsun. İfade ettiğin gibi son beş sezonda dört kez de kupayı alıyorsun. Hakikatten korkunç bir şey. Real Madrid bu finale gelen kadar Avrupa’nın 3 devini saf dışı bırakmıştı. PSG, Juventus, Bayern Münih… Finalde Liverpool ile karşıladı belki Premier League şampiyonu değildi ancak Şampiyonlar Liginde Manchester City’i saf dışı bırakmış bir takımdı ve onun elinden kupayı söktü. Bu seriyi de kimse bir daha yakalayamaz.

Klasik olacak ancak sormak istiyorum. Ronaldo mu Messi mi?

Muhammed Salah. Ben takım olarak Liverpool’u da çok seven biriyim. Cenk Tosun’dan dolayı Everton’u da çok seviyorum. Türk futbolcularımız neredeyse ben de oradayım. Şampiyonlar Ligi finalinde  eğer Salah sakatlanmasaydı her şey çok farklı olabilirdi. Sergio Ramos’un Salah’ın kolunu alıp evine götürür derecesinde onu bu şekilde sakatlaması kesinlikle art niyetti ve maçın seyrini değiştirdi. Çok çok iyi bir sezon geçirmiş Muhammed Salah’ın daha maçın 29. dakikasında göz yaşlarıyla sahayı terk etmesi maçın kaderini net şekilde değiştirdi.

Liverpool kalecisi Loris Karius için çok özel parantez açmak gerekir negatif anlamda. Neler söylersiniz maçın kaderi açısından?

Loris Karius kesinlikle gününde değildi. Jurgen Kloop’un açıklamalarına bakarsak da yediği iki gol yüzüden sorgulayamam, nasıl ona kötü kaleci diyebilirim ki demişti. Gerçekten çok büyük talihsizlikti. Her kalecinin başına gelebilir böyle şeyler. Şansta lazım. Şans faktörünün de bu futbol içinde ne kadar yeri olduğunu bu final maçında bir kez daha gördük. Loris Karius bu kadar basit golleri yiyecek bir kaleci değil. Zaten öyle bir şey olsa Liverpool’un kalecisi olamazdı. Bence talihsizlikti.

Avrupa kupalarını domine eden İspanyol takımlarıyla devam etmek istiyorum. Teknik direktörler açısından baktığınızda Diego Simeone için neler söylersiniz? UEFA Avrupa Ligini 3. kez kazanma başarısı gösterdi Arjantinli teknik adam. Neler söylersiniz bu yükseliş için?

Diego Simeone’yi beğenmeyen varsa bana getirebilirsin. (Gülüyor) Beğenmeyenler kıskançlıktan dolayı beğenmiyordur. Hem duruşuyla hem oyun taktiğiyle bir efsane oldu artık. Final maçını dahi tribünden takip etti ki heyecanını yitirmeyerek. Bu olumsuzluğa rağmen de takımı şampiyon oldu.

Ligimizde bu sezon teknik direktörlerimiz açısandan bir ilk yaşadık, son haftalara girerken altta ve üstte heyecan doruktayken tüm takımlarımızın başında yerli hocalarımız vardı…

Evet uzun yıllardır böyle bir durumla karşılaşmamıştık. Galatasaray’a Fatih Terim’in gelişiyle birlikte şampiyonluğa oynayan 4 takımında antrenörleri Türk’tü. Gerçekten bu tablo bizim adımıza da çok güzeldi. Baktığımız zaman aslında bizde iyi teknik direktörler yetiştiriyoruz. Belki çok kaliteli ligimiz yok ancak kendimize göre kaliteli. Avrupa’nın hiçbir yerinde böyle bir taraftar topluluğu olan, bu kadar futbola aşkla bakan bizden başka hiç kimseyi göremezsiniz. O yüzden Türk teknik direktörlerinin büyük kulüplerimizin başlarında olması gerçekten çok güzel. Bu geleneği Türk milli takımımızda da görmek istiyoruz. Türk milli takımıysa, ay yıldızlarının başında ay yıldızlı bir teknik adam olması gerekiyor.

 

 

 

Sohbetimizin yavaş yavaş sonuna yaklaştık. Ancak 2018 Dünya Kupasını da konuşmak istiyorum. Maalesef biz yokuz ancak dünyanın kalbi Rusya’da atacak. Nasıl bir şampiyona bekliyorsunuz? Favoriniz kim?

Maalesef Türkiye yok ve bunun öteside yok. Takip edeceğiz ancak resmen yokuz. Bunun içinde çok az ses çıkardık. Türk milletinin bence ayağa kalması gerekiyordu neden gidemedik diye. Böyle bir coşkudan, gururdan mahrum bıraktılar bizi. Biz burada diğer milli takımların aday kadrolarını, kimlerin hangi gruplarda neler yapacaklarını konuşacağız. Türkiye’yi maalesef konuşamayacağız. Gerçekten içler acısı…

Favorim açısında değerlendirdiğimde İspanya ön plana çıkıyor. Şampiyonluk için yıldızlarla dolu takımdan başkasını telaffuz edemiyorum.

Arjantin’in forvet hattını göz önünde bulundurursak Messi de olduğu için neler yapacaklar elbette merak ediyoruz. Bu sadece Messi’yle de olacak iş değil.

Brezilya iyi kadrolardan bir tanesi ve ben Fransa’yı da merak ediyorum açıkçası. Ben Buffon’lu İtalya’nın da bu şampiyona da olmasını gerçekten çok isterdim çünkü Buffon’u çok seviyorum. Onun futbol kariyerini, futbola bakışını, futbola davranışını çok seviyorum. Gözyaşları içerisinde Real Madrid’e elendikleri maçın ardından yapmış olduğu röportajı halen unutamıyorum. Son bir kez daha onu dünya kupasında izlemeyi isterdim.

Türkiye Kupasını kazanan Akhisar’a da parantez açmak istiyorum. İlk kez bir ilçe takımı Türkiye Kupası’nın sahibi oldu. Neler söylersiniz bu başarı hikayesiyle ilgili?

Müthiş, şahane ve canı gönülden bütün taraftarın bunu bağrına basması gereken bir mevzu bu. Akhisar takımı finalde karşılaştığı Fenerbahçe’yi zaten ligde 2 kez yenmeyi başarmıştı. Kupa da yenerek büyük bir işe imza attı. Akhisarspor Fenerbahçe’yi hem lig kupasında hem de Türkiye kupasından etti. Böyle bir Anadolu takımın şampiyon olması gerçekten muhteşem. Sonuçta Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş bu kupalara defalarca ulaşmış büyük dev camialar. Akhisarspor’u orada görmek gerçekten çok güzeldi. Geçen sene Konyaspor almıştı o süreçte çok güzeldi. Bence hakederek kupayı aldılar.

Sohbetimizin sonuna geldik. Burada birlikte çalıştığınız mesai arkadaşlarınıza sözlerinizle tamamlamak istiyorum. Onlar için neler söylersiniz?

Ben Tivibuspor’da olmaktan gerçekten çok memnunum. Müdürümden, çalışma arkadaşlarımdan gerçekten de çok mutluyum. Sabahtan akşama kadar hep birlikte vakit geçiriyoruz. Bana kattıkları için herkese çok teşekkür ediyorum. Özgür Buzbaş müdürüm benim için gerçekten çok önemli. Bana burada güvenip, bana ekran önünü teslim etti ve onunda güvenini boşa çıkarmadığım için çok mutluyum. Ben de vefa çok önemlidir. Benim hiçbir zaman para için bir yeri tercih edişim olmadı. Ben nerede mutlu ve huzurluysam orada kalırım ve yoluma devam ederim. Benim için Tivibuspor olduğu müddetçe bir yere ayrılmam. Müdürüm bana sen buradan git demedikçe ben gitmem. Ben Özgür Buzbaş’ı ve ekibi yüz üstü bırakmam çünkü onların emeği var bende. Bir kez daha hepsine çok teşekkürlerimi iletiyorum…

Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim

Rica ederim.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: kaan.aydin@abcspor.com

YORUMLAR