FENERBAHÇE – CSKA F4 FİNALİ VE BENİM GERÇEKLERİM…

17/05/2016          

CIHAT LEVENTFENERBAHÇE – CSK MOSKOVA F4 FİNALİ VE BENİM GERÇEKLERİM...

Arkadaşlar dikkatinizi çekerim, başlıkta “benim gerçeklerim” yazdım. Kimse benim fikirlerimi benimsemek zorunda değil ancak hayatımı verdiğim basketbol sahalarında olup bitenin altında yattığını düşündüğüm gerçekleri de sizlerle paylaşmadan yapamayacağım. Bir sürü spekülasyon var, bir de benim düşüncelerimi okuyun bakalım ondan sonra olayları nasıl algılayacaksınız.

Öncelikle sadece sportif başarı ile sahada bir Avrupa şampiyonluğu elde etmek mümkün değildir. Bu kadar büyük bir kupayı alabilmek için saha dışında da çok iyi organize olmak gerekir. Fenerbahçe bu konuda bir strateji geliştirdi. Önce Turgay Demirel’i Galatasaraylı olmasına rağmen koşulsuz destekledi. Turgay Demirel, Galatasaray’ın efsane başkanı Ali Uras’ın öz yeğenidir aynı zamanda Kandilli’de Aziz beyin komşu villasında oturmaktadır. Turgay Demirel uzun uğraşlar sonunda FIBA Avrupa başkanı oldu. Aynı dönem Fenerbahçe en büyük yatırımını yaparak kupaya odaklandı. Bu durumun tesadüf olup olmadığını sizin takdirinize bırakıyorum. Turgay Demirel’in Türkiye Basketbol Federasyonu başkanı olduğu dönemlerde Galatasaray’a karşı takındığı tavır, kendisinin kulüp üyeliğinden ihraç edilmesi konusunu gündeme getirdi. Turgay Demirel halen Galatasaray Spor Kulübü’nün 9948 sicil numaralı genel kurul üyesidir ama Galatasaraylı olduğu da tartışmaya açıktır.

Bir takımın oyuncularından en yüksek faydayı sağlayabilmesi ve hakemler dahil tüm organizasyon nezdinde saygı görebilmesi için dünyaca ünlü bir çalıştırıcıya sahip olması gerekir. Fenerbahçe doğru hamleyi yapıp Obra’yı transfer etti.

Buraya kadar her şey mükemmel…

Şimdi organizasyonun eksik taraflarına göz atalım. Her ne kadar FIBA Avrupa başkanı Türk olsa da, Euroleague F4 seviyesi Türk takımları için yeni bir hedef. Henüz adımızın CSKA, Olimpiyakos, Zalgiris, Panathinaikos, Real Madrid, Barcelona gibi devlerle birlikte anılması için çok erken. Bir de Turgay Demirel hiç beklenmedik erken bir hamle yaparak tüm şimşekleri üzerine çekti. FIBA ile ULEB’in arası hiçbir zaman bu kadar açılmamıştı. Euroleague’de oynayan kulüplerin milli takımlarının FIBA Avrupa şampiyonasına alınmaması gündeme geldi. Bu durum Fenerbahçe-ULEB-FIBA üçgenindeki dengeleri allak bullak etti.

Fenerbahçe bu sezonun takımını kurarken, bence çok önemli 2 hata yaptı. Bir tanesini sezon başında yazmıştı, ciddi tepki aldım, belki hatırlarsınız. Dixon’ın asla Karşıyaka’daki kadar takıma katkı vermeyeceğini yazmıştım. Dixon çok yetenekli ve maçı çevirebilecek bir oyuncu ama F4 seviyesinde takımı oynatması söz konusu değil. Avrupa basketbolunun hakimi her zaman çabuk ayaklı beyaz guard oyuncular olmuştur ve hep olacaktırlar. Spanoulis, Navarro, Teodosic, De Colo veya benzeri beyaz bir guardınız olmadan Avrupa şampiyonluğuna ulaşmak çok düşük ihtimaldir. Dixon F4 boyunca takımı taşıyamadı. Sloukas ise saydığım isimlerin kalitesinde değildi. İkinci büyük teknik hata takımda sadece 3 Türk oyuncu bulunması ve oyuna hemen hemen hiç girmemeleridir. Bizim insanımız duygusaldır, çabuk motive olur ve takımı peşinden sürükler. Galatasaray’daki gibi, Fenerbahçe’de de bir Sinan Güler veya Göksenin Köksal olsaydı işin şekli tamamen değişebilirdi.

Maç taktikleri ile ilgili söyleyecek tek kelimem yok çünkü bu yola girersem komik duruma düşerim. Obra gibi Avrupa basketbolunun en iyisi olan bir caocha karşı ukalalık etmek geri zekalılığın daniskasıdır. Ben olaya idari taraftan bakarım, benim alanım budur. Üstelik oyuncular her zaman antrenörün söylediklerini yerine getiremeyebilirler. Oyuncunun serbest atış kaçırması veya basit top kayıpları antrenörün derdi değildir. Elbette antrenörler antrenmanlarda oyuncuların eksiklerini tamamlamaya çalışırlar ama bazı şeyler asla düzeltilemez. NBA devi Shaquille O’Neal’ın serbest atış yüzdesini hatırlayın. Kendisi yılda 100 milyon dolar alan ve serbest atış kullanamayan bir oyuncuydu.

Şimdi gelelim final maçına. Maçın ilk iki periyodunda Fenerbahçe çok kötü bir duruma düştü. Rakip guardlar bizimkileri parçaladı, pota altında demir gibi bir savunma vardı çemberi dahi göremedik. Rakibin hızlı hücumlarını sadece seyrettik. Sert savunmadan etkilenen şut yüzdemiz yerlerde süründü. Aslında rakiple aramızda 21 sayılık bir fark yoktu ama aranın açılmasına engel olamadık. İlk iki periyottaki bu durumun tek sebebi takımın deneyimsizliği ve oyuncuların Obra’nın söylediklerini yapamamasından kaynaklandı. Pekiyi 3. periyotta ne oldu da takım 21 sayıdan geri dönüp öne geçti? Çok basit, artık kaybedecek bir şey kalmamıştı, takım üzerindeki baskıyı attı ve normal oynamaya başladı. Sahadaki her oyuncu Obra’nın dediklerini yaparak rolünü doğru oynamaya başladı. Maç esnasında yazmıştım, keşke geri gelebilsek, kazanabilsek ama benim deneyimlerim bunun mümkün olmadığını söylüyor demiştim. Maalesef haklı çıktım çünkü muhteşem geri dönüşe rağmen Fenerbahçe uzatmada fark yedi. Oyunun akışı ve güç dengeleri masaya yatırıldığı zaman istediğiniz yerde istediğiniz hakemlerle oynayın CSKA, Fenerbahçe’den daha kuvvetli bir takım.

Hakem meselesinde ise şunu düşünüyorum. Hakemler genel anlamda formsuzdu. 4 yıl boyunca A klasmanı hakemliği yaptım ve birçok üst düzey maç yönettim. Vasatın üzerinde bir hakemdim ama 1 numara olmayı başaramadım. O 4 sene bana büyük bir deneyim kattı. Hakem psikolojisini yaşayarak öğrendim. Bence maçın hakemleri kötü niyetli değildi ama maçı da çok iyi yönetemediler. Eğer maçı CSK’nın almasını isteselerdi asla Fenerbahçe’nin 21 sayıdan geri dönmesine izin vermezlerdi. Aradaki sayı farkını düşürmeden işi bitirirlerdi. Maçtan sonra fazla eleştiri almadan maçı bir takımdan alıp diğerine vermenin bazı püf noktaları vardır. Sahada bunlardan hiçbirisine başvurulmadı. Örneğin bir takımın iyi oyuncusuna, diğer takımın kötü oyuncusuna faul çalarsın, böylece scoreboard’da fauller dengeli görünmesine rağmen sahada büyük haksızlık olur. Ya da hızlı hücuma çıkılmaması için savunma reboundundan hemen sonra alakasız bir oyuncuya faul çalarsın. Bu ve bunun gibi bir sürü sahte düdük çalınabilir, üstelik işin inceliklerine tamamen hakim olmayan insanların sahada neler döndüğünü ruhları bile duymaz. Maçı hakemler almadı, Fenerbahçe kaybetti. En kritik yerlerde yapılan basit hatalar, kaçan serbest atışlar ve kadro zayıflığı yenilgiyi getiren gerçek nedenlerdi.

Maç anlatımı konusu ise tam bir felaketti. Bizim genel tavrımızdır, yenildiğimiz zaman bizden başka herkes suçludur. Suçu başkalarının üzerine atıp kendi başarısızlığımızı mağduriyet kılıfı ile örtersek pozisyonumuzu koruyup işimize devam edebileceğimizi düşünürüz. Obra gibi bir dev bile maçtan sonra hakemler hakkında konuşabilecek kadar zayıf duruma düştü. Maçı öyle bir oynarsın ki ne hakem etki edebilir, ne de seyirci. Sahaya o kadar hazır çıkarsın ki kimse maçı senden alamaz. Sahada öyle bir Fenerbahçe yoktu. İlk iki periyot herkesin eli titredi. İyi Fenerbahçeli oldukları bilinen spiker Murat Murathanoğlu ve yorumcu Murat Didin maç seyretme zevkimizi sıfırladılar. Her şey Kalinic’in De Colo’ya yaptığı faul ve faul çalındığı sırada De Colo’nun kendisini savunmadan kurtarmak için boş kolunu savurmasıyla başladı. İki sunucu birden avazı çıktığı kadar bağırıyordu. De Colo’ya sportmenlik dışı faul çalınmasını istiyorlardı. Basit bir stajyer hakem bile bu pozisyonu rahatlıkla süzebilirdi. Hakem kararı son derece doğruydu. Faulü yapan Kalinic’ti, düdük çalınmış ve pozisyon bitmişti, sonrasında olanların ise oyuna ve oyunculara hiçbir etkisi yoktu. Ağır çekimde izlediğiniz zaman Kalinic’in çenesinin yamulduğu görünüyordu, bu da hepimizi infiale sürüklüyordu. Oysa işin aslı çok başkaydı, Kaliniç’in çenesinin doğal hali zaten yamuktu. İnanmıyorsanız Fenerbahçe Spor Kulübü resmi sitesindeki fotoğrafa bakın. http://www.fenerbahce.org/basketbolerkek/team.asp

Sonra spiker ve yorumcu her pozisyonda ilk defa maç seyrediyorlarmış gibi hakemle uğraşmaya başladılar. işin özüne odaklanacaklarına hakemleri karalama kampanyasına başladılar. İsteyen herkesle maçın videosunu seyredip her hakem pozisyonunu teker teker analiz etmeye hazırım. Maçın geneline baktığınız zaman hakem hatalarında büyük bir dengesizlik olmadığını göreceksiniz. Basketbol hakem kitabında “oyunun ruhuna aykırı olmak” diye bir terim vardır. Örneğin üzerinizde baskı yokken attığınız ekstra bir adıma hatalı yürüme çalınmaz veya avantaj sağlamayan temaslar faul değildir. Şut atan adamın dirseğine minicik bir dokunuş fauldur ama kör noktadan gelen oyuncuya kamyon gibi çarparsan ve top el değiştirmezse hakem faul çalmaz.

Üstelik bu Murat Murathanoğlu’nun ilk abartılı davranışı da değil. Kendisi Fenerbahçeli ünlü bir basketbol menajerinin Fenerbahçeli eski basketbolcu kız kardeşi ile evlidir. Bu menajerin portföyünde hangi oyuncu ve antrenörler var ve kendisi bu kişiler hakkında bugüne kadar nasıl yorumlar yapmış araştırmak lazım. Murat Didin’i ise uzun yıllardır tanıyorum, yorumlarının arasına dini mesajlar katmasını çok yadırgadım. İnsan ister istemez bu söylemlerin yapmacık olduğunu düşünüyor. Fenerbahçe maçlarının aranan spikeri olmak ve düzene ayak uydurmak birilerine sempatik gelmiş olabilir.

Nikola Konov – Kalinic itişmesi ayrı bir hikaye. NBA maçlarında sık sık görüyorsunuz dev gibi adamlar saha kenarında oturan insanların üzerine düşüyorlar. Sahaya yakın koltuklar yüzünden hem oyuncular hem de seyirciler ciddi sakatlanma ve yaralanma tehlikesi atlatıyorlar. Söz konusu pozisyonda Kalinic dengesini kaybederek Konov ve eşinin olduğu sıraya doğru hareketleniyor. Konov eşini korumak ve Kalinic’in dengesini sağlamak için elini uzatıyor. Kalinic oyunun gerginliğinden dolayı CSKA forması giyen bu adamın elini itiyor. Aslında Konov kötü niyetli değil ama iyi niyetle uzattığı koluna şaplak yeyince o da tepki veriyor ve saha elektrikleniyor. Aziz bey de sahaya girip olaya müdahil oluyor. Sonra iş tatlıya bağlanıyor çünkü Konov sıradan bir adam değil. Bu elektriklenme kesinlikle Fenerbahçe’nin işine yarıyor ve takımın geri dönüşü gerçekleşiyor.

Bütün bunları neden yazıyorum? Çünkü duyduğuma değil, gördüğüme ve bildiğime inanıyorum. Evet koyu bir Galatasaraylıyım ama kim olursa olsun bir Türk takımı yabancı bir takımla oynadığı zaman Türk takımını tutarım.

Bence başarıya giden yolun anahtarı şu felsefededir. Suçu başkalarının üzerine atacağımıza kendi eksiklerimizi giderirsek bizi kimse durduramaz.

CSKA bu şampiyonluk için uzun süredir çalışıyor. Şampiyonluğu sadece tek bir maçla kazanmadılar, uzun yıllar boyunca bu amaç uğrunda çok emek harcadılar ve bence hak ettiler. Bu yenilgi Fenerbahçe’de moral bozukluğu yaratmamalı, hatta motivasyon kaynağı olmalı çünkü bu ciddiyetle devam edilirse kazanılmış deneyimlerle birleşen azim önümüzdeki sezon Fenerbahçe’ye bu kupayı getirir.

Bir Galatasaraylı olarak son cümlemde bir latife yapayım. Eğer biz olamazsak Fenerbahçe şampiyon olsun ki, biz de kendi memleketimizde Avrupa şampiyonunu yenmenin keyfini yaşayalım 🙂

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail : cihat.levent@abcspor.com

twitter : @CihatLevent

 

YORUMLAR