DUŞ DAHİL 1 SAAT

29/03/2018          

Duş dahil bir saat

Trento kendi sahasındaki çeyrek finalin son ayağında Verona’yı sildi süpürdü. İlk iki sette saman alevi misali yakaladıkları serilerle farkı kapatsalar da ne yüz ifadeleri, ne vücud dilleri bu turu geçme inancı göstermeyen Verona’lılara üçüncü set sonunda smaç servisleriyle resmen şov yapan Kovaçeviç kapıyı kapattı. İlk smaç servis 5 numara çizgisinde patladı. İkincisi banttan sekmesine rağmen o kadar şiddetliydi ki yine paralelde manşetten auta gitti. Üçüncüsü de banttan sekti ama bu sefer 1 numaradaki talihsiz oyuncuya tavuk göğsü servis edildi. En muhteşemi dördüncüsüydü, zira rakip müthiş momentumla gelen ilk üç servis sonrası nefsi müdafa pozisyonu almıştı. Kovaçeviç ise smaç kolunu amortisör takılmış gibi yavaşlatıp üç metreye yumuşak bir top yolladı. Rakip elini uzattı ve bence topu da nizami olarak çıkarttı fakat hakem de grogi olmuştu. Tüm eleme turu boyunca isabetli video check talepleriyle takımına pek çok gitmiş sayıyı geri kazandıran Verona koçu bile itiraza gerek görmedi. Herkes bitse de gitsek havasındaydı. Beşinciyi fileye taktı Kovaçeviç; ancak rakipte makaralar boşa dönüyordu. Maç 3-0 lık net sonuçla Trento’ya gitti.

 

Benim ilgimi çeken husu ise voleybolde psikoloji ve motivasyonun çift kefeli terazi gibi çalışması. Bir takım seri yakalayıp peşpeşe güzel oyunlar sergilerince morla ve kendine güvni yükselirken rakibinki de aynı oranda düşüyor. Sonunda bir birim enerji harcayıp iki birim fark yakalıyorsunuz. Bu momentumu kırmak da her sayıda daha da güçleşiyor.

 

Bir diğer ilginç detay ise voleybolde sporcular gerek fizik gerek sıçrama yetenekleriyle o kadar yüksekten ve o kadar güçlü vurabiliyorlar ki ayağınızla degaj yapsanız o şiddete ulaşamazsınız. Buna rağmen asıl sayıyı getiren havuza ve 5 numara gerisine bırakılan plaseler ve bloğa değdirip kendi elinizle dışarı attığınız blok autlar. Bu maçta da pek çok plase ve blok aut örneği gördük.

 

File üstünde it dalaşı olarak nitelendirilebilecek toplarda eskiden beri altta kalan avantajlı olurdu. Yukarıdan topa bastıran kişi omurgasından pek kuvvet alamazken topun altında kalan bütün belkemiğinin direnciyle rakibin fiziksel üstünlüğünü püskürtebilirdi. Bu tür nahoş sürprizlerden uzak durmak için yüksekteki oyuncu topu doğrudan aşağı bastırmak yerine sağa veya sola yönlendirmeye çalışırdı. Bu maçta gördüm ki benzer taktiği aşağıda kalan oyuncu da kullanabiliyor. Elbette irtifa fakiri olduğu için bizimkinin çabası topu yukarı iterken rakibin ellerine temas ettirip bizzat sağdan veya soldan auta göndermek oluyor.

 

Eski bir ortaoyuncusu kuzgun olarak kısa/kurşun paslarla yapılan hücümların (her zaman köşeden vurulan smaçlar kadar kuvvetli olamasalar da) zaman boyutu sebebiyle daha etkili olduğuna inanırım. Rakip sahaya plase şiddetinde bile giden bir orta hücumu çoğunlukla savunmanın refleksine imkan vermeden yere değiyor. Olayın bir diğer boyutuysa ortadan hücum tehditi olan takımların köşe oyuncularını tekli blokta bırakma şanslarının daha fazla olmasıdır. Zaten günümüz voleybolünde neredeyse 5 oyuncuyla hücum edilirken üzerine bir de bu pasların çoğu yatık diye nitelendirilen hızlı toplar. Smaçörler genelde tüm sıçrama öncesi adımlama ve hazırlık sürecini pasör daha topu atmadan tamamlıyor. Böylece pas kendine atılmışsa çok daha erken sıçramış ve topla buluşmuş oluyor. Bu da (boyları iki metre üzeri de olsa) rakip orta bloğunun kendilerine yetişmesini çok zorlaştırıyor. Sözkonusu hızlı paslar sadece köşelere atılmıyor; arka alandan yapılan hücümlarda da pas yüksekliği o kadar az ki smaçör topa neredeyse hiç düşüşe geçmeden vurmak zorunda kalıyor. Değişen kurallarda smacın maç kazanmaya etkisi hiç olmadığı kadar arttı. Ancak bana göre hala servis bir numaralı unsur; zira doğrudan sayıya dönüşmese bile etkili bir servis rakip hücum kombinasyonlarını çok sınırlıyor ve böylece ikili hatta üçlü bloklar rakibi adeta boğuyor. Servis konusunda ise smaçla atılanın seyir zevki daha yüksek olsa da manşet alan oyuncuyu hareket etmek zorunda bırakmıyorsa bilakis pasöre yönlendirmesi daha kolay oluyor. O nedenle benim için ana kriter servis karşılayan oyuncu sabit mi yoksa bir tarafa doğru hareket mi ediyor.

 

Görüntü ve çekim kalitesindeki gelişmelerin gün geçtikçe yerinde maç seyretmeyi baltaladığını düşünüyorum. Sosyal bir faaliyet ya da kamera açısından bağımsız kendi bildiğin gibi maçı izleme keyfi bambaşka elbette; yine de pozisyon sonrası verilen ağır çekimler gerçekten çok keyifli. Spor zaten seyir keyfi demek. Gündelik hayatımızdaki pek çok kavram gibi buna da farklı anlamlar yükleyip sınırlı süremizi kendimize zehir etmeye devam ediyoruz. Oysa hayatın kendisi zaten ömrümüzün çoğunda bunu vizim kontrolümüz dışında yapıyor. Neden elimizde kalan kısıtlı zamanların keyfini sürmekte bu kadar beceriksiziz?

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: attila.sayan@abcspor.com

YORUMLAR