DÖNDÜK | ABC SPOR

DÖNDÜK

25/02/2018

DÖNDÜK

Salı günü rüya gibi giden Şampiyonlar Ligi’nde kabusla uyandık ve o andan itibaren oraya tekrar dönüşümüzü sağlayacak yegane kapı olan annemizin liginde işin artık şakasının olmadığını herkes çok net gördü. Şenol hoca ve oyuncular da bunun bilinciyle sahaya çıkacak diye beklerken takım karışık sinyaller veriyordu. Tribünlerde de bir tedirginlik hissediliyordu çünkü bu maçta yaşanacak bir puan kaybı sezonu Beşiktaş için kesin olarak bitirecekti. Şu ana kadar pek çok avantajı elinin tersiyle iten Beşiktaş açısından her şeyini vermek dışında bir çıkar yol yoktu. Ancak öyle olmadı.. Daha 8. Dakikada ofsayttan yediğimiz golle maçın başında yenik duruma düştük ve beni de afakanlar bastı. Yaklaşık bir 10 dakika kadar kara kara düşünüp maçı bile izlemedim.

 

Geçen sene çok iyi oynadığımız maçta son dakika yediğimiz golle 1-1 berabere kaldığımız lig maçı veya bu sahada tek mağlubiyeti aldığımız geçen yılki kupa maçı sürekli aklıma gelip duruyordu. Bir de Aykut Kocaman’ın ‘önce at, sonra yat’ taktiğini hızlı bir şekilde bozmak için gereken gol de bir türlü gelmeyince ve hatta sinyallerini bile göremeyince karamsarlığım artıyordu. Bu halet-i ruhiye içinde devre arası geldiğinde Benfica maçında olduğu gibi taraftar takımı tribünlere çağırıp destek verince bir silkinme ve kıpırdanma olacağına dair umutlarım da arttı.

 

Nitekim ikinci yarının başlamasıyla birlikte 48. Dakikada hemen golü de bulunca kara bulutlar dağıldı, buz gibi İstanbul gecesinde İnönü Stadı’na güneş doğmaya başladı. Golü Vida’nın atması da beni ayrıca mutlu etti çünkü Salı gecesinin ihalesi özellikle onun ve Atiba’nın üzerine kalmıştı ama futbolun bir diğer güzel tarafı da çabaladıktan sonra sana hep bir şans vermesi. Vida da bence bu akşam bu şansı iyi kullandı ve takıma entegrasyonu ve seyirciyle bütünleşmesi için de bu gol harika bir vesile oldu. Olağanüstü oynayan Medel’in kale çizgisinden çıkardığı topla birlikte de Beşiktaş hakimiyetini tam anlamıyla rakibine kabul ettirdi ve maçın sonuna kadar oyun üstünlüğünü hiç kaybetmedi. Zaten maçın sonundaki %64’e %36’lık topla oynama oranı ve Fenerbahçe’ye oranla iki kat fazla pas yapması istatistiklerle de bu üstünlüğü teyit ediyordu.

 

Evet, ileri uçta biraz daha verimli olabilsek maçı çok daha önce de bitirebilirdik ama maç başlamadan önce yanımdaki arkadaşlarıma söylediğim gibi bu gece Quaresma’nın gecesi olacaktı. Bunu çok güçlü bir şekilde hissediyordum çünkü son zamanlarda hele Salı günü B.Münih maçının ikinci yarısındaki çok etkisiz futboluyla eleştiri oklarının hedefi olunca bu akşam çok hırslı bir Q7 bekliyordum. Son vuruşlardaki kötü şöhretini de bu gece attığı iki muhteşem golle bertaraf ederken büyük maçların büyük futbolcusuna da yakışır bir oyun sergiliyordu. Onunla birlikte zaten çok beğendiğim ve daha fazla şans bulmasını beklediğim Tolgay Arslan da bu gece sahanın en iyilerindendi. Negredo’nun ne kadar kaliteli ve iyi niyetli bir futbolcu olduğunu daha önce de yazmıştım ama özellikle arasının açık olduğu söylenen Quaresma’nın iki golüne asist yapması da takımdaki birlik ve bütünlük açısından önemli bir mesajdı.

 

Şenol Güneş de bu akşam son zamanlarda üzerinde kurulmaya çalışılan baskının ustalıkla üstesinden gelmeyi bildi. Bana göre şu ana kadar Beşiktaş’ta yaptıklarıyla büyük övgüyü hak eden hoca son zamanlardaki gerginliği ve form düşüklüğünden sonra bu akşamki maça çok iyi konsantre olmuştu. Yaklaşık bir aylık zorlu maç trafiğinde Konya ve B.Münih maçlarında yaşanan kayıplar takımı bıçak sırtına getirmişti ve tabiri caizse bu maç hem nefes aldıracak hem de camiayı tekrar kenetleyecekti. Yaptığı değişiklikler, oyunun baskılı olduğumuz bölümünde galibiyet için çift forvete geçmesi ve takıma verdiği enerji kusursuzdu.

 

Sonuçta da Beşiktaş özellikle ikinci yarısını çok iyi oynadığı maçı hakkıyla 3-1 kazandı ve ligin kalan bölümü için kartlar tekrar dağıldı. Fikstür kolay olmasa bile bu akşam önemli 3 eksiğine rağmen oyunu domine eden Beşiktaş ligin en geniş kadrosuna sahip ve özellikle de kendi sahasında taraftarın da desteğiyle her maçı kazanabilir. Eğer zorlu Başakşehir ve GS deplasmanlarında da kapasitesinin tamamını sahaya yansıtabilirse ibre tekrar dönebilir.

 

Şampiyonlar Ligi macerasının bitmiş olması da artık bir avantaj sayılabilir çünkü lig ve kupa tek hedef olarak kaldı. Şampiyonlar Ligi demişken de şu anda Avrupa’da R.Madrid, Barcelona, PSG, B.Münih ve M.City beşlisini zorlayabilecek takım yok. Evet Salı günü belki daha 16. Dakikada kırmızı kart görmek, devrenin bitmesine 1 dakika kala gol yemek ve James Rodriguez’in yerine giren Robben’in müthiş futbolu belimizi iyice büktü ama aradaki güç farkı çok aşikar. Ne olursa olsun hatalardan ders alarak ve üzerine ekleyerek devam etmek önemli. Bunun için de istikrar şart. Yönetim ve hoca çatlak seslere kulaklarını tıkayıp kendi hatalarını da görerek hızlı şekilde telafi etme becerisini gösterirlerse gelecek yıl da gitmemiz durumunda Şampiyonlar Ligi’nde bir adım ötesini de hedefleyebiliriz. Ne de olsa derbileri kazanmak ne kadar zevk verse de asıl vitrin Avrupa ve futbolun kalbi orada atıyor.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: gorkem.isik@abcspor.com

twitter: @saturnocontro3

YORUMLAR
ABC SPOR | Sporun ABC'si
Sitemizde yer almakta olan istatistiki bilgiler, sayısal veriler ve sitede yer alan tahminler sadece bilgilendirmeye yönelik olup,bu verilerin kesinliğine dair herhangi bir iddia ve sorumluluğumuz bulunmamaktadır. Yazılan yazılar ve yorumlardan yazarları sorumludur. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Sitemizdeki fotoğrafların bir kısmı www.seskimphoto.com ajansından lisanslı olarak kullanılmaktadır.İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.