DİYALEKTİK

10/04/2018          

DİYALEKTİK

Diyalektik yaklaşım temellerini nesnelerin zıtlıkları üzerine kurmuştur. Olayların varoluşunu ve mantığını zıttı üzerinden tanımlamaya çalışır. Siyahı beyaz ile beyazı siyah ile anlatmaya çalışarak bir bağ kurmayı ve açıklamaya çalıştığı işin felsefesini çözümlemeyi hedefler.

Günlük hayatın birçok evresinde bizler de üzüntüyü sevinçle, başarıyı başarısızlıkla, sağlığı hastalık ile kıyaslayarak başımızdaki sorunlar konusunda kendimizi ikna etmeye çalışırız.

Birçok ekolde ve yaklaşımda bu doğru olsa da hayatın bazı alanlarında zıtlık ve kıyas peşinde koşmak olayların kendine münhasır olumlu özelliklerini analiz etmemizi, onların tadını çıkarmamızı engeller ve onlara tanıklık ettiğimiz için ne kadar şanslı olduğumuz gerçeğini göz ardı etmemize ve treni kaçırmamıza neden olur, maalesef.

Buna en güncel örnek olarak geçtiğimiz hafta Cristiano Ronaldo’nun Juventus’a attığı röveşata golden sonra direkt olarak olayın Messi ve Zlatan kıyaslamasına dönmesini hayret ve ibretle gösterebiliriz. Maalesef, özellikle sosyal medyanın günlük hayatımıza dahlinin artmasının akabinde tüketici ve polemikçi zihniyetin tahakkümü daha da hissedilir olmaya başladı. Bakmayın siz, ben aslında sosyal medyayı kaile almıyorum, diye başlayan cümlelere zira öyle bir algı ortamı oluşturuluyor ki sanki kaile almayana bu dünyada ekmek yokmuş gibi bir izlenim doğuyor.

Bunu sadece düşük entelektüel seviyeli insanlar değil, yüksek entelektüellikteki insanların da yapıyor olması işleri daha da trajik hale getiriyor.

Messi ve Ronaldo gibi futbol tarihinin yönünü değiştirecek kalibrede adamlarla çağdaş olduğumuz için kendimizi şanslı addederek, onların artık sona doğru yaklaşan kariyerlerindeki her güzellikle mutlu olup tadını çıkarmak varken sürekli bir kıyaslama içine girmek ve CR7’nin varoluşunu Messi karşıtlığına, Messi’yi de CR7’e bağlayarak saptamalar yapmak bu oyuna yapılacak en büyük ihanetlerden biridir.

Adam kimsenin hayatında göremeyeceği atletik kalibrede bir röveşata golü atar, hemen millet Messi kimmiş demeye başlar, Messi çıkar 30-40 metrelik slalom golü atar bu sefer de tersi söylenir. İşin daha da vahimi oyunun ve şovun bir parçası olan; Messi ve CR7 ile aynı döneme rastlama şanssızlığı sebebi ile bir numara olacakken hep üç numara olarak anımsanacak olacak Zlatan gibi efsane bile çıkıp, kolaysa 40 mt’den atsın, diye kendi golüne gönderme yapar ve polemikler uzar gider.

İş bazen o kadar gereksiz uzuyor ki; insan, şu adamlar futbolu bıraksa da rahatlasak diyebiliyor çünkü bu tip kıyaslamalar yüzünden futbolun gelişimine odaklanamıyorsunuz. Ronaldo topa vurduğunda vücudu üst kale direğinin sadece 6 cm altındayken, ya da Messi bilmem kaçıncı kişisel, ulusal ya da kıtasal rekorunu kırarken biz onların hangisi iyi diye tartışıyoruz.

Bazen bu kadar fazla diyalektik yaklaşımın nedenlerini anlamaya çalışıyorum ve en büyük nedeni insanların ortadaki başarının büyüklüğünü havsalalarında somutlaştırmak için illa ki bir pariteye bağlama çabası olarak görüyorum işin açıkçası. Ortadaki sportif başarıyı kendi özünde, münhasıran soyut manada kafalarında görüntüleyemedikleri için bu tip yaklaşımı tercih ediyorlar.

Messi-Ronaldo, LeBron James-MJ, Bolt-Michael Johnson/Jesse Owens/Carl Lewis, Phelps-Ledecky/Spitz, Pele-Maradona, Magic Johnson-Larry Bird, Federer-Nadal, Agassi-Sampras , Pep-Mourinho kıyaslamaları bazı kişiler katılmasa da benim aklıma ilk gelenlerdir diyebilirim.

Karıştırılmaması gereken husus aynı döneme gelen oyuncuların birbirleri ile yaptıkları müsabakalardaki mücadelelerini karşılaştırmak ile oyuncunun her yaptığını diğerinin her yaptığı ile kıyaslamanın işin özünden hepimizi uzaklaştıracağı gerçeğidir.

İşin özü CR7 Torino’da röveşata vurduğunda olaydan 900 km uzaklıkta kamptaki odasında ertesi gün oynayacağı Roma maçını düşünen Messi’nin hemen bir kıyaslama içine çekilerek golün muhteşemliğinin tasvir edilmeye çalışılmasının pek de akıl ve mantık karı olmadığıdır.

Bu aslında hayatın her evresinde geçerli bir sıkıntıdır. Benim de hayatı açıklarken kullanmayı en çok sevdiğim analoji atletizm kulvarına olan benzerliğidir. Nasıl ki atletizm yarışlarında herkes kendi kulvarında koşar ve yan kulvarın çizgisine dokunduğunda yarıştan diskalifiye olur aynı hayat da onun gibi önceden kulvar çizgileri çizilmiş bir yol gibi kişinin kendisine münhasırdır ve başkasının kulvarına en ufak müdahale diskalifiye gerektirir. Herkes bu hayata kendi felsefesi, stili, inançları, doğruları ve yanlışları ile gelir. Başkasının kulvarına müdahale etmesine hiç gerek yoktur. Başkasının kulvarına girilerek elde edilen başarıların sürdürebilirliği olamaz zira aslında kişi kendisini kendi yapan özü terk etmiş olur.

Bu sebepten zıtlıklar üzerinden tasvirler her zaman doğru sonuca ulaştırmaz. Bize düşen hayatın ve onun keyif verici faktörlerinin tadını çıkarmaktır. Biz bu yıldızları gördüğümüz için şanslıyız ve bizim torunlarımızın bu kalibrede adamları görüp görmeyeceği konusunda da emin değiliz. İlla ki Amerikan pazarlama mantığı ile beslenen rekabet kültürü bize yeni “best selling stars (çok satan yıldızlar)” pompalayacaktır ama bu iki adam gibi hayatımızı domine edecekler mi şüpheliyim çünkü artık kilometre yapan adamlar yeteneklilerin önüne geçmeye başladı ve daha da ön plana çıkacak gibi de duruyor.

Bu ikilinin yerine kısa vadede adaylarım Mo Salah ve Kevin De Bruyne olacak ama onları da başka bir yazının konusu yaparız diyerek anın tadını çıkaran ve izlediğinden keyif almayı düstur edinmiş, işi hemen idrar yarışına çevirmeyen bir zihniyetin egemen olmasını diliyorum.

Herkese sıhhat, akıl, spor ve huzur dolu bir hafta diliyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: osman.cetin@abcspor.com

twitter: @msdoc78

YORUMLAR