BEŞİKTAŞ KİMSENİN ÇİFTLİĞİ DEĞİL

10/03/2019          

BEŞİKTAŞ KİMSENİN ÇİFTLİĞİ DEĞİL

Beşiktaş çok zor günlerden geçiyor. Demirören yönetiminin son dönemlerinden beri kulüp hiç bu kadar sahipsiz bırakılıp kötü yönetilmemişti. Bugüne kadar yönetimsel zaafların gözardı edilebilmesini sağlayan Şenol hoca da göreve geldiğinden beri takımını hiç bu kadar kötü yönetmemişti. Beşiktaş kadrosu da 2015’ten bu yana hiç bu kadar zayıf duruma gelmemişti. Beşiktaş taraftarı ise muhtemelen kulüp tarihi boyunca hiç bu kadar takımına sahip çıkamayan, etkisiz bir hale bürünmemişti. Bu kadar eksinin biraraya geldiği bir sezonda da Beşiktaş takımının şampiyonluk yarışından erkenden kopması hiç sürpriz değil aslında…

Son iki hafta alınan beraberliklerden sonra Başakşehir’e yetişmenin sözkonusu olamayacağını artık tüm camia kabullenmişti, ancak ikincilik hedefi kanlı canlı bir şekilde ortada durmaktaydı. Bu konuda yarış verilen rakip Galatasaray’ın Beşiktaş’tan daha iyi olmayan hal ve vaziyeti umutların taze tutulması için yeterliydi. Ama camiada bunun bilincinde olan sanki sadece taraftarlarmış gibi bir görüntü var! Kulüp içinde yöneticisinden teknik heyetine ve oyunculara kadar kimse, “şampiyon olamıyorsak en azından maddi manevi getirisi çok yüksek olan lig ikinciliğini kazanıp kendimizi affettirelim” anlayışında değil gibiler sanki! Bugünkü Konyaspor maçında da son dönemde olduğu gibi sahadaki kendini paralayan birkaç oyuncu dışında kimse bu canlılığı gösteremedi ama son anlarda yıldız futbolcu Kagawa çıktı sahneye ve sadece günü kurtarmış oldu.

Bu maç hiç kuşkusuz ki, skorundan ziyade tribünlerdeki tepkilerle hatırlanacak. Özellikle yazının başlığı olarak uygun gördüğüm, “Beşiktaş Kimsenin Çiftliği Değil” sloganı tam anlamıyla yerini bulan bir slogan oldu. Zira uzun süredir kulübü yönetenler ve takımın kenar yönetimi bu takımı babasının çiftliği gibi görmeye başlamıştı! İçinde bulunulan başarısızlığın 1 numaralı sorumlusu olarak görmesem de, Şenol Güneş maalesef uzun süredir kendini bu takıma vermiyor. Uzun süredir tüm rakipler tarafından çözülmüş olan oyun sistemine en ufak bir yenilik getiremediği gibi, başarılı olduğu noktaların da tamamen ilk sezonundaki kaliteli oyunculardan kaynaklandığını kanıtlarcasına, takımını doldur boşalt ve orta kafa yapmaktan ibaret aciz bir takım haline getirdi ne yazık ki.

Hadi bu sistem geçen sezon Beşiktaş’ı tanımayan Avrupa’daki rakiplerine karşı başarılı oldu, ligde de Cenk ve Talisca gibi isimler sayesinde zaman zaman işledi. Ama bu sezon Burak gelene kadar santraforsuz oynayan, orta sahada Ljajic gibi bir silah elde edilmişken bile hala topu ayağına alanın çizgide eli belinde bekleyen şaklabana attığı, onun da allah ne verdiyse içeriye bakmadan ortalayıp (30 ortadan 1 tanesinde) asist yapabilirse maçın kahramanı olduğu (!) abuk sabuk bir takım oldu Beşiktaş. Hocanın artık kapasitesinin tükendiği ve tıkanmaya başladığı sezonun ilk haftalarında net şekilde görülüyordu, ama ne yazık ki önceki başarılarının hatırına gereğinden fazla sabredildi. Zaten bu anlayış mahvediyor bu kulübü. Beşiktaş kimsenin hatırı için deneme tahtasına döndürülemez! Vefalı olmak farklı bir şeydir, sırf 2 sene başarılı oldu diye takımı gitgide dibe sürüklediği aşikar bir hocaya sabretmek demek değildir.

Beşiktaş yönetimi de hem bu noktadaki hatasıyla, hem de Beşiktaş’ın ve Şenol hocanın önünü kesmeye and içmiş birçok dış mihrak karşısındaki pasif tavrıyla çoktan sınıfta kaldı. Daha iki gün önce eski futbolculardan ve son dönem scouting görevinde bulunan Gökhan Keskin’in açıklamalarını hatırlarsınız, Cengin Ünder, Çağlar, Dudu gibi birçok ismi alacakken bazı yöneticilerin engel olduğuna dair!.. Bunların yerine Mitrovic gibi, Larin gibi üç kuruşa alınabilecekken milyonlarca dolar verilen (veya verilmiş gibi gösterilip birilerinin cebini dolduran) transferler yapıldı. Daha da yazılabilecek o kadar çok şey var ki, bir girsek sabaha kadar çıkamayız işin içinden. O nedenle yazının kalan bölümünü de maça ayırmak istiyorum.

Sahaya çıkan 11 ve yapılan değişikliklerle Şenol hoca neden görevi artık bırakması gerektiğini net şekilde gösterdi. Mirin’in sakatlığında defansta Medel, Roco gibi gerçek defans oyuncularını kullanmak yerine gene evladı Necip’i asla beceremediği stoper rolüne soyundurdu. Medel’i ise daha önce defalarca kez iyi performans gösteremediğini ispatladığı önlibero pozisyonunda Atiba’nın yanına koydu. Bir iç saha maçında, Aykut Kocaman gibi pozitif futbola tepki olarak doğmuş bir adamın takımına karşı bile yaratıcı ofansif orta saha oyuncusu kullanmamak, Dorukhan’ın yokluğunda en azından Oğuzhan’ı geçmiş dönem formsuzluğuna karşın haftalardır burnu sürtülmesine rağmen halen aklına getirmemek nasıl bir aklın ürünüdür, ben anlayamıyorum doğrusu. Atiba&Medel ikilisinden nasıl bir yaratıcılık beklenebilir ki? Dolayısıyla takımın üretkenliği tamamen Ljajic’in üzerine kaldı. Kanatlar zaten evlere şenlik! Tüm istekliliğine rağmen beceri düzeyi bir o kadar aşağıda kalan Lens ve diğer kanattaki çizgi emeklisi soytarı futbolcu ile hiçbir şey yapmak mümkün olamazdı, olmadı da. Neyse ki Ljajic ile beraber sahanın en iyisi olan Burak’ın kişisel gayretleriyle 2  gol bulunup devreye önde girildi. Burak’ın harika frikik golünde atış öncesi sanki bir frikik ustasıymış gibi yine topa salça olmaya kalkışan Quaresma efendiye haddini bildiren Medel’e de buradan şahsi olarak teşekkürlerimi iletmek isterim! Golde onun da payı büyüktü!

2-1’lik skorun uzun süre korunamayacağı ise ikinci yarının daha ilk bölümlerinde belli etti kendini. Oyun bu şekilde devam ederse beraberliğin gelmesi sürpriz olmayacaktı, zira araya atılan her ara pası kalecimizi rakiple karşı karşıya bırakıyordu! Biz bunu tribünden sınırlı futbol bilgimizle açık şekilde görebilirken, bizden çok daha üstün futbol bilgisi olan Şenol hocamızın görememesi ve ilk değişiklik için 72. dakikayı beklemesi nasıl bir teknik direktörlük örneğidir? Ama pardon, kendisi bizim değil Milli Takımın teknik direktörüydü, unutmuşum!

Beraberlik golünden hemen önce gelen Kagawa değişikliğinde de sahanın en faydalı ismi Ljajic’i çıkartarak rezil oyuncu değişikliği örneklerine bir yenisini daha ekledi maalesef hocamız. O sırada sağ çizgide takımımızın reisi (!) Quaresma hazretleri de her topu istemeye devam ediyordu! Beraberlik golünden sonra zaten takımda topu ayağına alan herkes, hocalarından taktiksel olarak farklı bir şey de alamadıkları için topu çizgilere gönderip orada kim varsa içeriye doldurmalarını beklemeye başlamıştı. Bu çağ dışı futbol tarzıyla golün gelmesi şansa kalmıştı. Bu maçlığına şans Beşiktaş’ın yüzüne güldü, Adriano’nun presiyle büyük payı olan golde Kagawa ustalığını gösterdi. Sezon sonu bonservisi alınamazsa çok özleyeceğiz bu Japon’u…

Son olarak günün olayı olan protestolara tekrar değinirsek, ben stat açıldığı günden beri yer aldığım Güney Üst tribünden Karius hariç yapılan tüm protestolara katıldığımı gururla söyleyebilirim. Bu yönetim de, teknik heyet de, takımı kendi çiftliği gibi görenlerin başında gelen 7 numaralı şaklaban da bu protestoları çok evvelden hak etmişti, geç bile kaldık. Sadece Karius’un ıslıklanmasına karşı çıkıyorum, zira performansı ne kadar kötü olsa da zaten kiralık olan ve sezon sonu gitmesi muhtemel bir adamı maç sonu yerine maç ortasında ıslıklamanın takıma zarardan başka getirisi olacağını düşünmüyorum.

Bu hafta çekirge atladı, peki gerekli istifalar gelmedikçe nereye kadar atlayabilir ve lig 2.liği ihtimali ne kadar olabilir sizce?

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: olcay.nurlu@abcspor.com

twitter: @olcynrlu

YORUMLAR